Ticari Uyuşmazlıklarda ve Özellikle Fikri Mülkiyet Hakkı Uyuşmazlıklarında Zorunlu Dava Şartı Olarak Ara Buluculuk

Ülkemizde bir süre önce iş uyuşmazlıklarından kaynaklanan arabuluculuk dava şartı olarak öngörülürken, yeni bir gelişme olarak “Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun Teklifi yasalaşarak, ticari uyuşmazlıklarda arabuluculuk zorunlu dava şartı haline gelmiştir.

MADDE 20- 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 5 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.

“3. Dava şartı olarak arabuluculuk

MADDE 5/A- (1) Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.

(2) Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren altı hafta içinde sonuçlandırır. Bu süre zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla iki hafta uzatılabilir.”

MADDE 21- 6102 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

 “GEÇİCİ MADDE 12- (1) Bu Kanunun dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümleri, bu hükümlerin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla ilk derece mahkemeleri ve bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay’da görülmekte olan davalar hakkında uygulanmaz.”

MADDE 22- 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir. “Şu kadar ki dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin 18/A maddesi hükmü saklıdır.”

MADDE 23- 6325 sayılı Kanuna Dördüncü Bölümden sonra gelmek üzere “Dava Şartı Olarak Arabuluculuk” başlığıyla Beşinci Bölüm ve aşağıdaki madde eklenmiş, diğer bölümler buna göre teselsül ettirilmiştir.

Söz konusu Kanun torba kanun olarak tabir ettiğimiz bir kanundur ve bu kanunun çerçeve m.20-23 hükümleri, zorunlu arabuluculuk müessesesini düzenlemektedir. Kanun, çerçeve m.20 hükmü ile 13.01.2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na (TTK) m.5/A hükmü eklenmesini düzenlemektedir.

TTK’ye eklenen m.5/A hükmüne göre; Kanunun 4 üncü maddesinde belirtilen davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak düzenlenmiştir. Anılan hüküm, ilk bakışta yalnız ticari davalar için öngörülmüş bir düzenleme gibi görünse de fikrî mülkiyet mevzuatında öngörülen davaları da kapsadığı kuşkusuzdur. Zira TTK m.4/1 (e) hükmüne göre; tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılmaktadır.

Hemen belirtmek gerekir ki TTK m.4/1 (e) hükmünde fikrî mülkiyet mevzuatından kaynaklanan değil, söz konusu mevzuatta öngörülen davalardan söz edilmektedir. Dolayısıyla fikrî mülkiyet mevzuatında açıkça öngörülen davalar ticari dava olarak kabul edilmektedir.

TTK m.4/1,e hükmünün kapsamına; 22.12.2016 tarihli ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nda (SMK), 22.04.2004 tarihli ve 5147 sayılı Entegre devre Topoğrafyalarının Korunması Hakkında Kanun’da ve bir ticari işletmeyi ilgilendirmesi koşuluyla 05.12.1951 tarihli ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda (FSEK) öngörülen davalar girmektedir. Kanun değişikliği ile, söz konusu davalardan konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat davalarında, dava açılmadan önde arabulucuya başvurulmuş olmasını dava şartı olarak öngörmektedir.

Olağan yargılama sisteminde yaşanan sorun ve sıkıntılar hepimizin şikâyet ettiği hususlardır. Olağan yargılama yolları, gerek dava süresince, gerek davadan sonra kararın icrası aşamasında uzun zaman alabilmekte, adeta “geç gelen adalet, adalet değildir” noktasına ulaşmaktadır. Olağan yargılama yollarının uzun sürmesi pahalı olması sonucuna da yol açmaktadır.

Ayrıca olağan yargı yöntemlerinde, gri çözümlerin olmaması, mutlaka bir kazanan bir kaybeden olması, davadan sonra tarafların bir daha birbirleriyle ticaret yapamayacak kadar karşı karşıya gelmiş olmaları da hukukçuları başka çözüm yollarının varlığı konusunda arayışa yönlendirmiştir.

Alternatif çözüm yolları, özellikle arabuluculuk, medeni yargılama usulünün zayıflıklarına karşı geliştirilmiş, farklı yargılama yöntemleridir. Bunlar, sivri uçlu davranışları törpülemek ve tarafları dava sırasında daha açık olmaya ve iyi iletişim kurmaya yöneltmek amaçlarını gerçekleştirmek üzere düşünülmüş çözüm yollarıdır. Bu çözüm yolları ile sonuca erken ulaşılması, endişelerin azaltılması, idari ve hukuki anlamda tasarruf edilmesi amaçlanmaktadır. Bu çözüm yollarından sonra dava tarafları birbirleri ile çalışmaya devam edebilmelidir. Alternatif çözüm yollarında, uyuşmazlığa çözüm bulması beklenen kişilerden, uyuşmazlığa sadece hukuk açısından değil, menfaatler açısından da bakması beklenmekte, taraflar ve çözüm getirecek kişi problemi birlikte masaya yatırmakta ve herkes için en iyi olacak çözümü getirmeye çalışmaktadır.

Fikri mülkiyet haklarını koruma hususunun ekonomiye etkisi anlaşıldığından bu yana,  alternatif çözüm yollarının bu alanda ne ölçüde gündeme gelebileceği üzerinde durulmaya başlanmıştır. Fikri mülkiyet ürünlerinin korunamaması, ortaya çıkan üründen ekonomik yararlanmayı ortadan kaldırdığı, etkin bir fikri mülkiyet koruma sisteminin ise, ürünün pazar değerinin artmasını sağlayacağı ortadadır. Fikri mülkiyet ürünlerinin korunması, finans dünyasında giderek daha büyük bir önem kazanmaktadır. Markaların veya patentlerin korunması, teknolojik konularda fikri mülkiyet lisans sisteminin getirilmesi, inovasyon ve girişimciliği destekleyecek, dolayısı ile ekonomik gelişmeyi güvence altına alacaktır.

Dünyada giderek ekonomik gelişme, büyümenin sağlanması, yatırımların desteklenmesi ve yenileşmenin cesaretlendirilmesi için, etkin bir fikri mülkiyet koruma sistemini en önemli unsur olarak görme eğilimi artmaktadır. Ancak etkin bir fikri mülkiyet sistemi, aynı zamanda ihtilafların etkin bir biçimde çözülmesini de gerektirir. Bu nedenle alternatif çözüm yolları, özellikle arabuluculuk ve tahkim, fikri mülkiyet hukuku ihtilaflarının çözülmesinde oldukça büyük bir rol oynamaya başlamıştır.

Son kanun değişikliği nedeniyle ticari davalarda, konusu bir miktar paranın ödenmesi’ne dair olan davalarda arabuluculuk zorunlu dava şartı haline gelmiş bulunmaktadır. Ancak bu kapsamda olmayan fikri hak uyuşmazlıklarının çözümünün de arabuluculuk ile gerçekleştirilmesi bu hakların doğasına son derece uygundur.

Marka hukukuna ilişkin uyuşmazlıkların çoğunun marka iltibasından doğduğu belirtilmektedir. Marka ihtilaflarında, patent veya ticari sırlara ilişkin uyuşmazlıklarda olduğu gibi, yoğun teknolojik bilgi gerekmemektedir. Çoğu zaman makul bir kimse bakış açısıyla yaklaşıldığında, marka iltibası olup olmadığı daha kolay tespit edilebilir.

Patent uyuşmazlıklarından bilhassa karmaşık teknolojik bilgi gerektirenlerin, alternatif uyuşmazlık çözümü yollarına uygun olduğu belirtilmelidir. Özellikle patent hakkının biyoteknoloji, kimyasallar, ilaçlar veya bilgisayar donanımı gibi ileri teknolojik ürünler üzerinde doğan bir hak olduğu göz önüne alındığında, bu teknolojik gelişmeleri takip eden arabulucuların seçilebilmesi imkânı oldukça önemli bir fayda sağlamaktadır.

Çalışan buluşlarına Yükseköğretim Kurumlarında Gerçekleştirilen Buluşlara ve Kamu Destekli Projelerde Ortaya Çıkan Buluşlara Dair Yönetmelik zaten işin doğasını öngörüp, uyuşmazlıkların hakemle çözülmesini hükme bağlamıştı.

Uyuşmazlığın çözümlenmesi

MADDE 24 – (1) Çalışan ve işverenin, bu Yönetmelik hükümlerine göre ödenecek bedelin miktarı ve ödenme şekli üzerinde, işveren hizmet buluşu üzerinde tam hak talebinde bulunmuşsa patent veya faydalı model verildiği tarihten, kısmi hak talebinde bulunmuşsa işverenin buluştan yararlanmaya başladığı tarihten itibaren iki ay içinde anlaşamamaları halinde uyuşmazlık bu Yönetmelikteki hesaplamalar kapsamında tahkim yoluyla çözümlenir.

 (2) Tahkime ilişkin olarak yazılı şekilde tahkim sözleşmesi bulunma şartı aranmaksızın 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun tahkime ilişkin hükümleri uygulanır. Yabancılık unsuru taşıyan ihtilaflarda 21/6/2001 tarihli ve 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu uygulanır.

Şimdi bu hususun halemden de önce arabulucuya gitmesi söz konusudur.

Esasen 6769 sayılı SMK’nın ruhu arabuluculuğa son derece uygun olup, uzlaşmayla ilgili hükümlerde arabuluculuğa özellikle yer verilmiştir.

Yayıma itirazın incelenmesi

MADDE 19- (4) Kurum gerekli görmesi hâlinde tarafları uzlaşmaya teşvik edebilir. Uzlaşma ile ilgili hususlarda 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümleri uygulanır.

Karara itirazların incelenmesi

Madde 21- (3) Kurul, 19 uncu maddenin üçüncü fıkrası uyarınca verilen kararlara karşı yapılan itirazlarda, gerekli görürse, tarafları 19 uncu maddenin dördüncü fıkrasına göre uzlaşmaya teşvik edebilir.

İtiraz ve itirazın incelenmesi

MADDE 40- (5) Kurum gerekli görmesi hâlinde tarafları uzlaşmaya teşvik edebilir. Uzlaşma ile ilgili hususlarda 6325 sayılı Kanun hükümleri uygulanır.

Telif hakkına ilişkin uyuşmazlıklar, çoğunlukla bir tarafın diğer tarafın eserini hukuka aykırı bir biçimde kopyalamasından veya o eserden esinlenerek yeni bir eser yaratmasından doğmaktadır. Hukukta somut uyuşmazlıkta eserin tamamen kopyalandığına dair açık bir delil bulunmuyorsa, uyuşmazlığın çözümü çoğunlukla davalının esere erişim imkânı ile iki eser arasındaki ifade benzerliklerinin tespitine dayanmaktadır. Bu açıdan yaklaşıldığında telif hakkına ilişkin uyuşmazlıkların teknik boyutunun az olduğu ve az sayıda olay dışında iki eser arasındaki benzerliğin sıradan bir kimsenin bakış açısıyla tespitinin yeterli olduğu belirtilmektedir. Bu açıdan telif hakkına ilişkin uyuşmazlıklar arabuluculuk ile çözülmeye elverişli olmaktadır. Ayrıca, telif hakkıyla korunan bilgisayar programlarının, patente konu olan buluşlar gibi teknolojik bilgi gerektirmesi söz konusudur. Bu sebeple özellikle bilgisayar programlarına ilişkin uyuşmazlıklarda alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının avantajları önem kazanmaktadır.

Telif haklarında lisans, manevi hakların ihlali gibi uyuşmazlıklar arabuluculuğa son derece arabuluculuğa uygun davalardır.